Intorior design, The Leather on BeoPlay H6, Uncategorized

Tasarımcılar için ilham kaynakları

Selamlar, 
tasarımı oluşturan bileşenlerin renk, vektör, font, fotoğraf şeklinde sıralandığını bilen tasarımcılar için bir linkler deryası olmasını isterdim buraların fakat burada işler öyle yürümüyor. 
Yazı tipleri ve hikayeleri, logo tasarımlarının zaman içerisinde olan süreçleri vesair makaleler orada şurada olduğu için burada bulundurmuyorum gerçi felaket tık alabilir fena fikir değilmiş 🙂 
Meslektaşlarımın, cunyırlarımızın ve üstadlarımızın hem fikir olduğu önemli nokta şu: tasarım rahat/sağlıklı kafanı ürünüdür. tam olarak evet ama bu tezi destekleyen diğer etkilerin olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Algı açıklığı, trendlerin takibi, toplumun ilgi alanlarındaki yığılmalar gibi ana noktalar söz konusu. 

Sadece bilgisayar ekranına bakarak, kafam rahat elim yaş gtüm taş mantığına oturtularak başlanan tasarım süreçlerinin varış noktaları genellikle öncekilerin “revize edilmiş” yeni versiyonlarına doğru evriliyor ki bu bir tasarımcının bileklerine kadar acımasına sebep verebilir.

Burada bir nüans doğuyor aslında, tasarım işi ile uğraşan insanların “çizgisi” diye bir durum vardır ve bu sizin işlerinin herhangi bir ortamda imzanız dahi olmadan farkedilmesi gibi muazzam bir katkı sağlar. Peki bir önceki tasarımların revize edilmiş yeni versiyonu ile çizgi olan ögeleri birbirinden ayıran nokta nerede? 
Bu sorunun cevabında Amerika’nın yeniden keşfi söz konusu değil elbette ama özellikle meslekte ilk yıllarını heba eden arkadaşlar için oldukça önemli. Arkadaşlar hepimiz teknik olarak temelde aynı objeleri, renkleri, yazı tiplerini kullanıyoruz, burada “çizginiz” o objeleri nasıl algıladığınızdan ziyade nasıl yorumladığınız noktasında beliriyor. Çizgilerin yatay ya da dikey ya da diyagonal kullanılmasından, çizgi kalınlıkları ya da süreklilik çeşitliliği, renklerin seçimlerinde pastel, metalik, canlı gibi seçimleriniz belirginleştikçe o “çizgi” parıl parıl parlıyor ve önceki tasarımlarınız ile arasında renk ve doku olarak anımsatsa dahi sizi bir tekrara düşmekten alıkoyuyor.

Kendi adıma aşamadığım bir eşikten bahsedeek bu noktayı biraz daha belirginleştirmek isterim,
el işçiliği, el sanatları gibi minimal estetik öğeleri barındıran meslek dallarına yaptığım tasarımları zihnimde “taçlandırıyorum” çünkü üretim sanayiinde ya da ithalat & ihracatta işlerliğini sürdüren firmalara göre daha zarif olduğunu düşünüyorum. Elbette müşterinin bu taçlandırmadan haberi yok zira bunu bangır bangır yayınlamak en kibar söylemiyle hadsizlik olur. Düşünsenize müşteriye işinizi taçlandırıyorum! diyecek kadar küstahlaşmışsınız. Bu zerafeti ise nacizane yansıtırken özellikle logo ya da ambalaj tasarımlarında “taç” öğesini kullanmaktan kendimi alamıyorum ve müşterinin briefleri doğrultusunda hazırlanan çalışmalara ek olarak bir de taç iliştirilmiş olanı sunuyorum ve bilin bakalım ne oluyor? 
Elbette o tasarım satıyor 🙂 

Bağlamda ise şu karşımıza çıkıyor evet kafa işi yapıyoruz, evet yetenekli insanlarız ve iş disiplinimiz öz saygımız üf! fakat bunların hepsine yön veren esans “içten gelme” değil “içselleştirme”. Elbette hiç bir iş kolu bir diğerinden ne bir adım önde ne geride burada anlatılmak istenen iş kolu ne olursa olsun onu içselleştirmek sizi objeleri, fontları ve renkleri yorumlarken müşteriyi aradan çıkararak meydana gelecek olan tasarım ile anadan üryan baş başa bırakıyor ve  çıkan sonuç önce sizi sonrasında ise müşteriyi şımartıyor. 

Herkesin mutlu olduğu, bizlerin kerevetine çıkmaya yeltendiği bu hikaye ise burada son buluyor.
Bakış açınızın pırıl pırıl olduğu zamanlar dilerim.

Sevgiler.

Author


Avatar